Devam

Araf (2012)

“Araf”, Araf’ta kalmış iki gencin hikâyesini anlatır: Zehra ve Olgun; bir otoban üzerinde kurulu, her şeyin gelip geçici akarak yaşandığı, devasa bir benzin istasyonunda, 24 saatlik vardiya usulüyle, hiç değişmeyen bir monotonlukta, sanki bir gün  hayatlarının birden bire değişivereceği beklentisi ve hayalinde, aslında neredeyse içinde yok olup gittikleri bir vakumun içinde, biteviye çalışarak yaşarlar.

Her ikisi de çalışmadıkları zamanlarda, televizyonun sunduğu; uzaklara gitmenin, köşeyi dönmenin, büyülü bir aşkın ya da parlak bir geleceğin hayallerini kurduran programları izleyerek vakitlerini öldürürler ve kendi gelecek hayallerine dalarlar . Fakat içinde sıkıştıkları bu döngü, yaşadıkları ve hayal ettikleri arasında oluşan Araf hali, Zehra’nın soğuk bir kış sabahı kamyonuyla park alanına gelen Mahur’a aşık olmasıyla altüst olur.

Bu aşk üçgeni; çocukluk masumiyetlerini kaybetmek pahasına da olsa onlara büyümeyi, hayatı keşfetmeyi, sevmeyi, karşılığında acı çekmeyi ama en çaresiz anlarda bu döngüden yine kendilerinin çıkabileceğini öğretir.

YÖNETMEN GÖRÜŞÜ

Araf “bugün”’ün hikayesi, yani arafta olma halinin.
Bildiğimiz dünyanın sonuna gelmişcesine, nasıl bir geleceğe savrulduğumuzu bilmeden, içinde yaşadığımız sistemin verdiği alarmları duymadan, fark etmeden ve belki de önemsemeyerek, donuk bir edilgenlik hali içinde tüketmeye devam ediyoruz. Küresel ekolojik denge(sizlik)ler dünyayı nereye götürüyor, teknolojik gelişmeler insanlık için ne ifade ediyor, bu değişimler karşısında yaşamlarınız nasıl dönüşüyor insanlığın cevabını bilmeye yanaşmadığı ama global tepkisizliğinden kurtulup sorması gereken sorulardan sadece bir kaçı.

İşte “Araf” bütün bunların tam ortasında, Türkiye’deki çok sıradan hayatların içine girerek, Araf’ta kalmışlık halini yaşayan bir mikro dünyayı anlatıyor. Bu yüzden de konum itibariyle her şeyin ortasında duran, her şeyin gelip geçici olduğu, bir bekleme yeri olan bir mekanda geçiyor hikayemiz. Hikayemizin kahramanları da benzer biçimde geleceklerine dair hangi yöne bakacaklarını bilemedikleri bir belirsizliği yaşıyorlar.

Artık ne tarım yapılan ne de başka üretim imkanlarına sahip, bu yüzden kimliğini çoktan yitirmiş ve şehirlere göçler vermiş bir köyde yaşayan Zehra, otobanın üstüne kurulu devasa büyüklükteki bir park alanında (içinde benzin istasyonu, çarşılar, lokantalar bulunan bir dinlenme yeri) çalışır. Ne köylüdür, ne şehirli; yolun üstündeki her şeyin gelip geçici olduğu bu kitch-modern karışımı yerde çalışırken yüzü ne köyüne, ne de şehre dönüktür. Hayalleri ise işten arta kalan zamanda seyrettiği televizyon programlarının yarattığı ucuz pırıltılarda saklıdır. Aynı yerde çalışan Olgun da benzer bir şekilde kimliğini çoktan yitirmiş kapkara, isli bir şehirde yaşar. Bir zamanlar önemli bir endüstri şehri iken, şimdi nerdeyse herkesin işsiz olduğu, şehrin ortasında bir cehennem gibi duran fabrikanın çok atıl bir kapasiteyle çalışırken şehre yalnızca cüruflarını ve atıklarını bıraktığı, sakinlerinin ne kaçıp gidebildiği ne de orada iş imkanı bulup tutunabildiği bir şehirdir burası. Olgun da gelecek hayallerini televizyonun yarışma programlarında bulur. Aşkı da Zehra’da… Mahur ise, artık masraflarını bile çıkartamadığı babadan kalma kamyonuyla yaz kış demeden en zor koşullarda ordan oraya tam bir derviş sabrı, sessizliği ve yalnızlığı içinde yük taşırken  aslında nereye doğru yol aldığını bilemez.

Kahramanlarımızın hayatlarının ve yaşadıkları mekanların tam anlamıyla arafta sıkışmışlık halini yaşadığı hikâyemizin sonunda acı ya da tatlı herkes kendine bir yön tayin edebilmeyi dener ve Araf’tan çıkmanın yollarını arar.

Filmin Görsel Uslubu
Hikâyenin kahramanları ve yaşadıkları tecrübeler, gerçek hayatlardan esinlenilerek yaratılmış, mekanlar da aynı şekilde seçilmiştir. Filmin rengi ve üslubu yukarda tasvir edilen atmosferi yaratacak şekilde planlanmıştır; kurşuni, soğuk renkler zaman zaman tıpkı şehrin orta yerine dökülen cüruf gibi cehennem ateşi renkleriyle çok sert tezatlıklar oluşturacak şekilde birlikte kullanılmıştır. Aynı şekilde kar altında, uzak yollarda ya da yol üstünde gelip giden çok etkileyici yalnızlaştırıcı genel planlar, zaman zaman isli, endüstriyel şehrin sert çizgileriyle ve karakterlerin iç dinamiklerini daha iyi anlayacağımız yakın planlarla birlikte düşünülerek tezatlar yaratılacak biçimde oluşturulmuştur. Filmin ses tasarımı da yol ve bekleme imgesini çok daha derinden pekiştirecek biçimde planlanmış; yolların, gecenin, karın, yağmurun ağır vasıtaların, televizyonun, fabrikanın havada asılı kalan sesleri, kahramanlarımızın kendi yalnızlıkları, bekleyişleri ile beyinlerinin içinde çınlayan sesleriyle birlikte içi içe geçerek tasarlanmıştır. – Yeşim Ustaoğlu

ARAF / SOMEWHERE IN BETWEEN
2012/Türkiye–Almanya–Fransa/92'
35 mm / CinemaScope / Renkli / Dolby digital

Yönetmen
Yeşim Ustaoğlu

Senaryo
Yeşim Ustaoğlu

Yapım
Ustaoğlu Film Production
CDP
The Match Factory
ZDF / ARTE – TRT

Dünya Satış Hakları
The Match Factory

Oyuncular
Neslihan Atagül
Özcan Deniz
Barış Hacıhan
Nihal Yalçın
Ilgaz Kocatürk
Can Başak
Yasemin Conka
Erol Babaoğlu
Feride Kahraman
Yalçın Çakır

Görüntü Yönetmeni
Michael Hammon

Kurgu
Mathilde Muyard
Svetolik Mica Zajc
Naim Kanat

Özgün Müzik
Marc Marder

Sanat Yönetmeni
Osman Özcan

Ses Operatörü
Bruno Tarrière

Miksaj
Bruno Tarrière

Ses Tasarımı
Sylvain Malbrant

Kostüm Sorumlusu
Ayşe Yıldız

Makyöz
Canel Karadağ

Kuaför
Canan Taşkoyan

© Ustaoğlu Film Production, CDP, The Match Factory 2012

  • Tereddüt

  • Güneşe Yolculuk (1999)

  • Pandora’nın Kutusu (2008)